Siyaset Felsefesi Soruları

0
519

Siyaset Felsefesi Soruları

Siyaset Felsefesi Soruları Devletin varlık nedeni nedir?

Devletin varlık nedeni bir çok felsefi ya da sosyal tartışmaya zemin olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Thomas Hobbes ve John Locke gibi filozofların görüşlerine dayanan Sosyal Antlaşmacılık kuramına dayandırılır genel olarak devlet oluşumu ve varlık nedeni. İnsanların karmaşa ve belirsizlikten korkmaları anlaşılabilir bir durumdur. İnsanoğlu her zaman ortalamaya yani istikrara yatkındır. Ve istikrarın koruması söylemi insanoğlunu devlet kavramına taşımıştır. Yani devletin varoluş nedeni insanoğlunun karmaşadan, kaosdan korkusudur. İnsan bu korkuya dayandırdığı bir sosyal antlaşma ile daha güvenli bir yaşam için bazı hak ve özgürlüklerini bir üst otoriteye devretmiştir.

Bu durum modern devletin kuruluşu olarak görülebilir. Fakat geçen yüzyıllar hatta binyıllar göstermiştir ki, sosyal antlaşmanın pek de sosyal olmayan sonuçları olmaktadır. Bu aşamada insanoğlu bir ikilem yaşamaktadır. Aslında ortada bir ikilem yoktur, devlet olabildiğince çoğunluğu temsil eder ve korur. Asla tüm toplumu değil. Siyaset bilimi geliştikçe ve devlet içinde ya da dışında kullanılan teknikler ve demokratik araçlar çoğaldıkça; çoğunluk kavramı da belirsiz olmaya başlamıştır. Daha açık bir söyleyişle devlet asli görevini ve hizmet ettiği kesimi daraltmasına rağmen çoğunluk gücüne kavuşabilmektedir. Bunun bir çok örneği mevcuttur. Sosyal antlaşma ile yaratılan devlet yeri geldiğinde, onun varoluş sebebine o kaosu da yaşatmakta ve güç kullanmaktadır.

Bu halkın ve devletin karşı, karşıya geldiği ve güç kullanımı yaşanan durumlarda, ki Yunanistan en son ve canlı örneğidir, bu durum hemen anarşi olarak tanımlanır ya da özdeşleştirilir. Aslında bu tanımlama ne yazık ki çok yanlıştır zira anarşi tanımı uluslararası ilişkiler yönünden çok açıktır. Anarşi, uluslararası ilişkiler disiplinine göre, meşru olmayan her hangi bir otoritenin yönetimi eline geçirmesidir. Bu tanım çok açıktır ve o nedenle anarşi çok basit bir durumdur. Yaşana kaotik ortamın anarşi ile ilgisi yoktur. Örneğin bir cuntanın ülkede düzeni silah zoruyla sağlaması, o yönetimi meşru kılmayacağı gibi anarşist bir yönetim olduğu gerçeğini değiştirmez.

O zaman şu an Yunanistan’da olan ya da ülkemizde de zaman, zaman gerçekleşen olaylar ve bu olaylar anarşi değildir, ya da kişiler anarşist değildir. Anlam ve kavram olarak sadece yönetimler anarşist olabilirler. Bu durumlar aslen hem halk vemm devlet tarafından maksadı aşan bir güç kullanımı ya da yetki ve hakların içinde bulunulan durum nedeni ile yanlış kullanılmasıdır.

siyaset felsefesi soruları Bu durumda iki soru gündeme gelecektir. Bu denli büyük bir sosyal patlama ya da münferid görünen sürekli olaylar gerçekleşiyor ise, ya devlet varoluş nedeninden uzaklaşmıştır ya da teorik olarak anarşiye doğru gitmerktedir. Bu görüşler tamamen felsefik ve sosyal bilimler kaynaklı olduğundan konunun siyasal bilimler ya da hukuk açısından incelenmesi farklı olacaktır. Yine de her durumu yaratan bir tetikleyici oluğunu göz önüne alarak, işin aslına yapılacak bir inceleme ve kendini sorgulama faydalı olacaktır.

Devlet olmalı mı olmamalı mı?

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır.[1] Devlet siyasal bir birliktir. Bunun için her şeyden önce devleti kuran bireyler arasında kültürel bir birlik lazımdır. Ancak kültürel birlik devletin yaşaması için yeterli değildir. Tarihte görülen birçok iç savaş, kültürel birliğin devlet kurulmasında yeterli olmadığını göstermektedir. Amerikan iç savaşının anayasal düzenin kurulmasının ne kadar gerekli olduğunu ortaya koyması ve savaş kültürü yerine hukuk devlet ilişkisinin kavranması açısından önemi büyüktür.

Siyaset Felsefesi Soruları Bütün toplumlar, bir devletin varlığı ile nitelenmezler. Avcı ve toplayıcı kültürler ve küçük tarım toplumlarında devlet kurumları yoktur. Devletin doğuşu, insanlık tarihindeki ayrıcı bir geçişi göstermektedir, çünkü devlet oluşumunda söz konusu olan politik gücün merkezîleşmesi, toplumsal değişim süreçlerinde yeni dinamikleri ortaya çıkarır.

Thomas Hobbes, devleti Leviathan adlı eserinde Tevrat’ta bahsedilen Leviathan canavarına benzetmiştir. Max Weber ise devletin meşru şiddet kullanma aracı olduğunu söylemiştir. Kaynak wiki

Devletin fonksiyonu nedir?

Geleneksel olarak devletin hukuki fonksiyonları yasama, yürütme ve yargı fonksiyonu olarak 3 e ayrılır.Yasama fonksiyonuyla kural koyar, yürütme fonksiyonu ile kuralları uygular, yargı fonksiyonu ile bireyler arasında ve bireyle kendisi arasında çıkan uyuşmazlıkları çözer.

İktidar kaynağını nereden alır?

Siyaset felsefesinin üzerinde durduğu sorulardan biri de devlet iktidar gücünü hangi kaynağa dayandırarak meşru kılmaktadır? İktidarı meşru kılan kaynak nedir?

Siyaset felsefecilerden Max Weber (1864-1920)’e göre iktidar, yani yöneten otorite gücünü üç kaynaktan alır: geleneksel otorite, karizmatik otorite, demokratik veya hukuksal otorite.

1- Geleneksel Otorite
Bu otorite kaynağını gelenek ve yerleşik inançlardan alır. Bu otorite türü, geleneklerin hâkim olduğu, değişmeye kapalı ve gelişmenin çok yavaş olduğu durağan toplumlarda ve kurumlarda görülür. Feodal toplum veya ataerkil toplumlar, geleneksel otoriteyi elinde bulunduran yöneticiler tarafından yönetilir. İktidarın, devlet başkanının yaşamı boyunca elinde kaldığı, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tek bir kişinin (kral, padişah, çar gibi) elinde olduğu monarşik ve teokratik yönetimlerde iktidarın kaynağı geleneklerdir. Bu gelenekler; iktidarın “ya babadan oğula geçme geleneği” ya da “iktidarı elinde bulunduranların Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak” kabul edilmesi gelenekleridir.

Eski Mısır ve Roma İmparatorluğu döneminde olduğu gibi imparatorun ya bizzat Tanrı’nın kendisi olduğuna inanılır ya da eski Avrupa’nın Hristiyan kralları ile bazı İslam devletlerinin halifelik anlayışında olduğu gibi padişahların gücünün onlara Tanrı tarafından verildiğine inanılır.

2- Karizmatik Otorite
Karizma “lütuf, Tanrı vergisi” anlamına gelir. Karizmatik otorite, doğrudan doğruya yönetici veya liderde doğuştan getirildiği ve olağanüstü olduğu kabul edilen bireysel güç ve niteliklerinin (kahramanlığı, eşsiz adaleti, üstün bilgisi gibi) bulunduğu inancına dayanır. Peygamberlerin (Hz. Muhammed gibi), kurtarıcıların (Atatürk gibi), bilge kralların (Aliye İzzetbegoviç, Gandi gibi) bu tür karizmatik özelliklere sahip olduğuna inanılmakta, insanlar bu kişileri önder, lider olarak kabullenmekte ve karizma sahibine itaat etmektedirler çünkü halk tarafından bağımsızlığın ve özgürlüğün simgesi olarak kabul edilen karizmatik liderin, tüm eylemlerinin her zaman halkın iyiliği ve doğruluğu için olduğu inancı vardır.

Egemenlik türleri nelerdir?

– Geleneksel Egemenlik
Geleneksel egemenliği toplumun dayandığı geleneksel değerler (gelenekler, örfler, adetler, görenekler) belirler. Bu egemenlik türü gelişmemiş ilkel toplumlarda geçerlidir. Egemenlik halka değil belirli bir kişiye ya da belirli bir aileye aittir. Emirlik, krallık, şeyhlik vb. ülkeler bu egemenlik türüne örnek olarak verilebilir.

– Karizmatik Egemenlik
Liderde bulunan karizmaya dayalı bir egemenlik türüdür. Karizma üstün ve büyüleyici niteliklere sahip liderleri ifade etmede kullanılan bir terimdir. Karizmatik liderler güçlerini topluma sağladıkları başarılardan alırlar.

– Demokratik ve Hukuksal Egemenlik
Bu egemenlik tarzı insanın akıl ve mantığına dayalıdır. Egemenlik hukuka dayanır ve hukuk kuralları çerçevesinde kullanılır. Egemenliği elde etme ve kullanma yolları ve sınırları anayasalar tarafından belirlenmiştir. İktidarın egemenliği kullanırken halkın iradesini kullanması esastır.

Sivil toplum nedir?

Sivil toplum, bir devletin otoritesi altında varlık gösterip kanunla yaşayan, devletten bağımsız (özerk), gönüllülük esasına dayanan örgütlü bir topluluktur.

Demokratik yaşamda sivil toplumun yeri nedir?

Bu makale uzun olduğu için burada döküman olarak verdik.

Eşitlik nedir?

Siyaset Felsefesi Soruları Toplumsal eşitlik, belirli bir toplum veya yalıtılmış bir grup içerisindeki tüm insanların belli açılardan aynı statüye sahip olmaları durumu. Toplumsal eşitlik, yasalar önünde eşit haklar (güvenlik, oy kullanma hakkı, konuşma ve toplanma özürlüğü, mülkiyet hakkı gibi) ve toplumsal mal ve hizmetlere eşit seviyede erişmeyi içerir. Aynı zamanda ekonomik eşitlik kavramlarını da içerir; yani eğitim, sağlık ve diğer toplumsal güvenliklere erişimi. Bununla beraber eşit fırsatlar ve yükümlülükleri de içerir, böylece toplumun bütününü kapsar.

Adalet nedir?

Adalet, en geniş bağlamda, hem adil olanın sağlanmasını hem de felsefi açıdan neyin adil olduğunun tartışmasını içerir. Adalet kavramı; etik, akılcılık, hukuk, din, eşitlik ve hakkaniyeti de içeren birçok alana, farklı görüşlere ve perspektiflere dayanmaktadır. Sıklıkla adaletin genel tartışması felsefe, dinbilim ve dindeki genel durumu ve hukuk bilimi ve hukukun uygulanması gibi prosedürel adalette bulunan iki farklı alana yoğunlaşır.

Siyaset Felsefesi Soruları Adalet kavramının içerik ve değeri, her kültürde değişiklik gösterir. Adaletle ilgili ilk teoriler Devlet adlı eserinde Platon tarafından ve “Nicomachean Ethics” adlı eserinde Aristoteles tarafından ortaya konulmuştur. Tarih boyunca birçok teori geliştirilmiştir. İlahi emir teorisi savunucuları adaletin Tanrı tarafından sağlandığı görüşündedirler. 1600’lü yıllarda John Locke gibi teorisyenler doğa kanunlarını savundular. Toplumsal sözleşme geleneğindeki düşünürler adaletin ilgili herkesin ortak uzlaşmasından kaynaklandığını savundular. 1800’lü yıllarda John Stuart Mill’inde dahil olduğu Yararcılık kuramı düşünürleri adaletin en iyi sonuçları doğuran durum olduğunu savundular. Dağıtımcı adalet teorileri neyin dağıtıldığı, kimlere dağıtıldığı ve doğru oranda dağıtımın ne olduğu ile ilgilenir. Egaliteryanlar adaletin sadece eşitlik koordinatları çerçevesinde var olabileceğini savundular. John Rawls adaletin, özelliklede dağıtımcı adaletin hakkaniyetin bir formu olduğunu bir toplumsal sözleşme argümanı kullanarak göstermiştir. Mülkiyet hakları teorisyenleri de (Robert Nozick gibi) dağıtımsal adaletin sonuç odaklı bir görüşünü benimserler ve mülkiyet haklarına dayanan adaletin bir ekonomik sisteminin refah düzeyini mümkün olan en yüksek seviyeye taşıyacağını savunurlar. Cezalandırıcı adalet teorileri yanlışların cezalandırılması ile ilgilenir. Onarıcı adalet mağdurların ve faillerin ihtiyaçlarına odaklanan bir yaklaşımdır.

Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?

Max Weber’e göre bürokrasiden vazgeçmek mümkün değildir. Çünkü bürokrasi, devletin yönetim işlevini düzenli, güvenli ve sürekli bir biçimde yerine getirebilmesini sağlamaktadır.

En iyi yönetim biçimi nedir?

Bizce herkesin memnun olabileceği bir yönetim biçimi olabilir mi? soruları siyaset felsefesinin temel sorularıdır 🙂 Siyaset Felsefesi Soruları için web sayfamızı takip etmeyi unutmayınız.

siyaset felsefesi soruları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here